Güncel Haberler

Teknoloji gayrimenkulle buluştu, tüketici tercihleri değişti

‘Türkiye’nin Gayrimenkul Platformu’ GYODER‘in, bu yıl 16’ncısını gerçekleştirdiği Gayrimenkul Zirvesi’nde; birbirinden çarpıcı sunumlar ve oturumlar yapıldı. Gayrimenkulde Kadın Liderler Platformu Başkanı Av. Pınar Ersin Kollu, ‘Kadın Kromozomu XX Sektörde Nerede?’ başlıklı sunumunda, “Gayrimenkul sektöründe kadın çalışanların eğitim oranı yüzde 85 lisans ve üzeri çıktı. Bu kadar yetkin bir kitlenin cesaretinden ve parlak fikirlerinden yararlanamıyoruz” dedi.

DDG Yönetim Kurulu Başkanı Bryce Turner, İstanbul’da son yıllarda çok fazla değişen mekanlar ve yeni projeler olduğunu vurguladığı konuşmasında, güncel trendleri anlattı. Zirvenin, ‘Gayrimenkulde Tercihlerin DNA’sı Değişiyor mu?’ başlıklı oturumunda yeni kuşağın beklentilerini ve geleceğin şehirlerini mercek altına aldı.

‘Gayrimenkulde Tercihlerin DNA’sı Değişiyor mu?’ başlıklı üçüncü oturumda ise DDG Yönetim Kurulu Başkanı Bryce Turner, I-AM Türkiye Kurucu Ortağı Emre Kuzlu, Galatasaray Üniversitesi Fransız Anadolu Araştırma Enstitüsü Ögretim Üyesi Sosyolog Dr. Jean François Perouse, KPMG Türkiye Şirket Ortağı İsmail Önder Ünal, Microsoft Türkiye Yazılım Geliştirme Teknolojileri Genel Müdür Yardımcısı Cavit Yantaç, Akademetre Araştırma Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Halil İbrahim Zeytin; teknolojinin gayrimenkulle buluştuğu bir çağda, tüketici tercihlerinin değiştiğini konusunda hemfikir oldu.


Gayrimenkul sektöründe kadınların yüzde 85’i iyi eğitimli

Gayrimenkulde Kadın Liderler Platformu Başkanı Av. Pınar Ersin Kollu ise Kadın Kromozomu XX Sektörde Nerede? başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Pınar Ersin Kollu, Türkiye’de kadın çalışanların erkeklere oranının yüzde 25 seviyelerinde seyrettiğini kaydetti. 1950-1960’larda bu oranın dünyadaki durumun da etkisiyle biraz yükselirken, 2000’li yıllara gelindiğinde bu oranın yüzde 26-33 seviyesinde kaldığı bilgisini veren Kollu, “Gelişen teknolojiler tüm alanlarda olduğu gibi insan kaynaklarının aleyhine işlerken elbette kadın çalışanlar da bundan nasibini alıyor” dedi.

Küresel Cinsiyet Eşitsizliğinde 144 ülke arasında 131’inci sıradayız

Sunumunda çarpıcı istatistikler paylaşan Pınar Ersin Kollu, “TÜİK verilerine bakıldığında kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 37.5 iken, erkeklerin oranının yüzde 77 olduğunu görüyoruz. Kadınlarda kayıt içi istihdam edilebilenlerin oranı ise yüzde 32,5. Dünya verilerine baktığımızda da, Küresel Cinsiyet Eşitsizliğinde ülkemizin 144 ülke arasında 131‘inci sırada olduğu bilgisine üzülerek ulaşıyoruz” diye konuştu.

Orta ve üst düzey kadın çalışanların sayısı yüzde 18 azaldı

2017 yılı verilerine göre orta ve üst düzey kadın çalışanların sayısında yüzde 18‘lik bir azalma tespit edildiğini aktaran Pınar Ersin Kollu, bunun sebebine ilişkin dünyada pek çok araştırmanın yapıldığını ifade etti. Cevap arayışı sırasında ‘ekonomik’ ve ‘sosyal’ faktörlerin öne çıktığını söyleyen Kollu, “Kadın çalışanlar, kayıt dışı istihdam edilmeleri, düşük ücretle çalıştırılmaları ve eğitim fırsatlarından maalesef yararlanamamaları nedeniyle ligin dışında kalıyor” dedi. Kollu, sosyal faktörler olarak da iş yaşamında kadına karşı bazı genel kanıların etkisi olduğunu dile getirerek, “Evlilik ve çocuk sahibi olduktan sonra iş yaşamından kopmak, göçün etkisinin ekonomide yarattığı etkiler ve iş yaşamındaki kadınların o ‘cam tavan’ denen, aslında görünmeyen ama gidip bir şekilde başımızı çarptığımız durum karşımıza çıkıyor” diye konuştu.

Lisans mezunu kadınların maalesef yüzde 82,5’i çalışıyor

Pınar Ersin Kollu, şunları söyledi: “Lisans mezunu eğitimli kadınların maalesef yüzde 82,5‘i çalışıyor ama 1988 yılından 2016 yılına gelindiğinde bu oran yüzde 71,6‘lara düşüyor. Bunun bir ana nedeni olmalı. Sanıyorum bir kavram karmaşası ile karşı karşıyayız. Biz kadın-erkek, kadın istihdamı dediğimizde gerçekten cinsiyetten mi, X ve Y kromozomunun farkından mı bahsediyoruz, yoksa kadına yüklenen toplumsal cinsiyet rolleri ile ilgili meselemiz mi var? Bu sadece bizde değil, bütün dünyada böyle. Yani kadından beklentiler, kadınlara yüklenen roller, toplumun ondan beklediği imaj, inanç kalıpları, kodlamalar, bir noktada bizi ayırıyor.”

Yönetim Kurulunda en az bir kadın varsa karlılık artıyor

Gayrimenkulde Kadın Liderler Platformu olarak, hem eğitim, hem mentor’lük programlarıyla kadın yöneticileri bilinçlendirmeye devam ettiklerini belirten Pınar Ersin Kollu, “Eğer geleceğin iş yaşamında erkek ve kadın eşit çalışacak olursa, yapılan araştırmalara göre; Yönetim Kurulu’nda en az bir kadın olan şirketler diğerlerine oranla daha yüksek karlılığa ulaşıyor. Yönetim Kurulu değil ama üst düzey yönetici konumunda kadın sayısı yüzde 30 olan şirketlerde net karlılık oranı diğerlerine göre yüzde 6 oranında artıyor.”dedi.

“Türkiye’de kadınlar ve erkeklerin çalışma hayatına daha dengeli katılmaları halinde, kişi başına düşecek Gayri Safi Milli Hasıla yüzde 30 daha yüksek olacak” diyen Kollu, “Bugün 14 yaşında bir kız çocuğu, ileride ne olacağına karar verirken, eğer etrafında rol model alabileceği annesi, komşusu, akrabasına bakıp, kendi ayakları üzerinde durabileni önüne alarak ilerliyor. Kadınların hinterlandı erkeklerden daha gelişkin. Bunun bizi götüreceği ekonomik ve toplumsal refah çok yüksek” diye konuştu.

Gayrimenkul sektöründe kadın çalışanların eğitim oranı: Yüzde 85’i lisans ve üzeri

“Peki gayrimenkul sektöründe durum ne?” diyen Av. Pınar Ersin Kollu, şöyle konuştu: Gayrimenkul sektöründe kadın çalışanların eğitim oranı yüzde 85 lisans ve üzeri çıktı. Gayet eğitimli ve ne istediğini bilen bir kitleyle karşı karşıyayız. Kariyer hedefleri var, yönetici olmak istiyorlar. Sadece üst düzey yönetici değil, yönetim kurulu üyesi olmak istiyorlar. Bir kısmı da çok cesur bu biraz tabii yeni jenerasyondan geliyor kendi işlerini kurmak istiyor. Maalesef gayrimenkul sektöründe çok önemli bir eksiğimiz var. Bu kadar yetkin bir kitleyi sadece satış, proje geliştirme ve mimari bürolarda bırakıyor ve onların bu cesaretinden ve parlak fikirlerinden yararlanamıyoruz.”

Pınar Ersin Kollu, konuşmasını şöyle tamamladı: “Bir de paylaşmaktan çok mutlu olmadığım veri var. Maalesef üst düzey yöneticiliğe doğru ilerlediğimizde kadınları görmüyoruz. Kadınların yer aldığı yönetim kurullarında bile kadınların yüzde 38‘i aile şirketinde olmaktan dolayı orada. Sadece imza atan pozisyondalar. Diğer yüzde 40‘ı ise halka açık şirketler olduğu için bağımsız kadın üyelerden geliyor. YK Başkanı kadınların oranı da yüzde 7.

“Çalışma alanları yalnızca ofisler olmak zorunda değil”

DDG Yönetim Kurulu Başkanı Bryce Turner, ‘Güncel Trendler ve Gayrimenkul Geliştirme Üzerine Etkileri’ başlıklı konuşmasında, Gayrimenkulde Çağı Nasıl Yakalarız, Sektörde Trendler Nereye Gidiyor? Yeni Kuşağın İhtiyaçları ve Beklentileri Neler? Yeni Yaşam Alanları Nasıl Şekillenecek? Geleceğin Şehirleri Nasıl Planlanmalı? konularını ele aldı.

İstanbul’da son yıllarda çok fazla değişen mekanlar ve yeni projeler olduğunu vurgulayan Bryce Turner, “İnsanlar artık sadece alışveriş için değil, yemek yemek, film seyretmek veya başka şeyler için bir arada olmak istiyor. Günümüz insanlarının bu isteklerine göre yaşam alanları geliştiriliyor. Çalışma alanları da yalnızca ofisler olmak zorunda değil, artık internetiniz varsa bir kafede de çalışabilirsiniz. Teknolojiyle birlikte bu mümkün hale geldi” dedi.

Bir başka trendin, farklı deneyimlerin bir arada sunulduğu mekanlar olduğunu belirten Bryce Turner, “Değişen yeme alışkanlıklarıyla birlikte artık metrekaresi küçük ve hızlı yemek yenen restoranlar görüyoruz. Ayrıca aynı mekan farklı deneyimlerde sunulmaya başladı. Örneğin bisiklet tamircisi bir kafe. Pizza yapılırken, arka tarafta da bisiklet tamir ediliyor. Gitmek için oldukça enteresan bir yer” diye konuştu. Bryce Turner, bir diğer trendin ise paylaşım ekonomisi olduğunu ifade ederek, “Kişinin artık modayı takip etmesi için bir kıyafete veya arabaya sahip olması gerekmiyor. İnternetten bedenine uygun bir elbiseyi kiralayıp kullandıktan sonra geri gönderebiliyor. Bu trendler dükkanların daha farklı bakış açıları geliştirmesini sağlıyor” dedi.

Yeniden kullanılma ve yeniden gelişim trendi ise daha az arazi kullanılarak oluşturulan yaşam alanlarını kapsadığını söyleyen Bryce Turner, “Örnek vermek gerekirse; eski bir serayı alıp satış mekanına çevirmişler. Düğünlerin de yapıldığı bu mekanda kafe, sunum alanı ve hediyelik dükkanı da bulunuyor. Kendisine özgü bir yapısı var. Bir diğer trend ise uluslararası markaların yerini yerel ve otantik markaların alması. Büyüme trendleri değişecek, daha özgün-çeşitli ürünlerin peşinde olacağız. Dolayısıyla daha karma alanlar olacak. Sokak düzeyindeki yerler için kısa vadeli kiralamalar da yeni trendlerden. Gelecekte her şey deneyime dayalı olacak. Bir projeyi tasarlarken en efektif şekilde olmasını düşünmeniz gerekiyor. Bu trendlerin sonucu olarak karşımıza karma kullanım projeleri çıkıyor. Gelecekte organik mekanların yaratıldığı, eğlence, sanat mekanlarının tek bir alanda hayata geçirildiği yerler göreceğiz. Mekanlarda metal, ahşap kullanılırken bolca yeşil alan bırakılacak” diye konuştu.

Ayrıca açık alanların çoğunlukta olduğu yaşam alanlarının da ilgi gördüğünü vurgulayan Bryce Turner, “Dünyada açık alanların önem kazandığı bir dönemdeyiz. Aynı AVM’ler gibi bu açık alanlar da güvenli olarak planlanıyor. Yaşam alanları, sanat galerileri, park, bakkal gibi farklı mekanlar birlikte tasarlanıyor. İnsanlar buralarda bir araya gelip sosyalleşiyorlar. Son trend ise evler, yiyecek içecek mekanları, fitness salonları, alışveriş merkezlerinin aynı mekanda olduğu projeler. AVM’nin çapını küçültmek için daha fazla açık alan yaratabilirsiniz, kafeler koyabilirsiniz. İnsanlar bu şekilde binaların ortasında açık alanlı yerleri seviyor” dedi.

Gayrimenkulde çağı nasıl yakalarız?

Gayrimenkulde Tercihlerin DNA’sı Değişiyor mu?‘ başlıklı üçüncü oturumda yeni kuşağın beklentileri ve geleceğin şehirleri mercek altına alındı. Bu oturumda ayrıca, gayrimenkulün de içinde olduğu birçok sektörü direkt etkileyen, temelleri internet ve mobil iletişime dayanan yeni nesil Blockhain ve Proptech uygulamaları da konuşuldu. Konuşmacılar, ayrıca ‘Temel yaşam alanları nasıl şekillenecek? Yaklaşımlar neler?’ sorularının cevabını aradı.


Y ile Z jenerasyonu arasındaki alışkanlıklar çok değişti

Günümüz tüketicisinin kullanım alışkanlıklarını anlamak gerektiğini belirten I-AM Türkiye Kurucu Ortağı Emre Kuzlu, “Pazarlama bize dört farklı hedef kitle tarif ediyor: Baby Boomers (50-60yaş), X (30-40 yaş), Y jenerasyonu. Y jenerasyonu son yıllarda hayatımıza giren ve herkesin bildiği bir kavram haline geldi. Öte yandan bir de 0-20 yaş aralığını tarif eden Z jenerasyonu da konuşulur hale geldi. Bu Baby Boomers ve X jenerasyonu dediğimiz kitle, gayrimenkul dünyasının daha fazla hedeflediği şu an merkezine oturtan bir kitle haline geldi. Ancak burada Y jenerasyonu ile Z jenerasyonu arasındaki geçişte alışkanlıkların müthiş bir şekilde değiştiğini ve farklılaştığını görüyoruz. Böylece değişen kitlelerin değişen ihtiyaçları mekanlardaki ihtiyaçlarda buna göre farklılık göstermeye başladı” dedi.

Farklı sektörlerde yeni jenerasyonların ihtiyaçlarının daha yakından takip edildiğini ifade eden Emre Kuzlu, şunları söyledi: “Özellikle teknolojiyle daha iç içe olan sektörleri sayabiliriz. Gayrimenkul ise biraz daha geriden takip ediyor. Bu kitlede şöyle bir durum var; eskiden biz bir eve sahip olmayı hep öncelik haline getirmiştik. İlk arabamızı almak bizim için önemliydi. Ama şimdi bu kitle için bir şeye sahip olmaktan ziyade yeni deneyimler yaşamak önemli hale geldi. Seyahat etmeyi seviyorlar. Farklı deneyimler yaşamak istiyorlar. Yerelleşmeye önem veriyorlar. Y ve Z jenerasyonunun maddiyatla ilgili dertleri var çünkü daha az para kazanıyorlar. Paylaşım ekonomisi önemli bir nokta haline geliyor, özellikle gayrimenkul tarafında. Şu an co working gibi konseptlerden bahsediyoruz. Onun için de stratejiler hayatımıza girdi. Tabii burada teknolojinin de mekanla birlikte işin içine girmesi önemli olmaya başladı. Uber ve Airbnb, bunlar için iki iyi örnek. Airbnb’nin aslında gayrimenkule ait bir örnek olduğunu söyleyebiliriz. Bu örneklerde paylaşımlı mekanların artık daha fazla öne çıktığını görüyoruz. Bir yandan sosyalleşme ön plana çıkıyor öte yandan yerelleşmeyi görüyoruz. Artık herkes dünyanın her yerinde gördüğü konseptler veya deneyimler yerine yerel unsurlarla bir araya gelmek istiyor.”

Herkes, merkezi bir lokasyonda olmak istiyor

Yotel CEO’su Hubert Viriot, “Yotel, otel işletmeciliğine odaklanmış bir şirket. Biz konaklama sektörünün, gelecekte uluslararası seyahatseverler için nasıl evrileceğini görüyoruz. Öncelikle tüm dünya genelinde şehir merkezlerinin, tarihi yerlerin yeniden canlandığını görüyoruz. Özellikle de ABD’de de bu konuda bir çaba var. Genç seyahat tutkunlarının yanı sıra aslında herkes şehirde ve aynı zamanda işe yakın olmak istiyor. Aynı zamanda barlara, kafelere, restoranlara, arkadaşlarına yakın olmak istiyor. Herkes, her yere yürüme mesafesinde ulaşabileceği bir yerde olmak istiyor. Tüm bunların çok büyük bir etkisi var. Çünkü şehir merkezlerine baktığımızda, tabii ki yerler kısıtlı, bu yüzden dikey binalar görüyoruz, bu yüzden buradaki fiyatlar önemli ölçüde artıyor. Dolayısıyla otellerin geliştirilmesinde nelere odaklanacağımız konusunda yeni kararlar almak gerekiyor. İkinci olarak en önemli trend, teknolojilik gelişmeler yani bilginin şeffaflaşması. Bu ne anlama geliyor: Artık tüketiciler 7/24 neler oluyor bunları biliyor. Bugünü dün ile karşılaştırabiliyor. Videolara bakabiliyor. Ne istiyor, nerelere gitmek istiyor bunun kararını verebiliyor. Bir üçüncü trend de var aslında. O da yine havayolu seyahati, yani bu tabii ki hayatımızda uzun süredir var ama insanlar artık daha fazla seyahat ediyor ve kısa süreliğine bir yerde kalıyorlar. Bu artık bir lüks değil. İnsanlar hızlı deneyimlerin peşinde. İstanbul’da 2 gün, Londra’da 1 gün, Los Angeles’ta 1 gün kalabiliyorlar. Kimse artık bir yerde 2-3 hafta kalmıyor. Tüm bunların bir kombinasyonu olarak da insanlar şehir merkezinde olmak, olan biteni görmek, duymak istiyor. Dolayısıyla ne bekleniyor otellerden? Şunun farkına vardık biz: Otelin iyi bir lokasyonda olmasını istiyorlar ama otele de çok fazla para harcamak istemiyorlar. Burada en önemli şey de diğer insanlarla tanışabileceğiniz yani deneyim yaşayabileceğiniz alanlar olsun. Biz de yeni bir otel modeli oluşturduk. Böylece küçük odalı, büyük ortak alanlı bir yapı dizayn ettik” diye konuştu.

İstanbul, Türkiye ve dünyamız için Yap-Kaç konut üreticiliği bitmeli

Galatasaray Üniversitesi Fransız Anadolu Araştırma Enstitüsü Sosyolog Dr. Jean François Perouse, son yıllarda Ege ya da Akdeniz kıyısına yerleşmek üzere İstanbul’dan ayrılan, yeni aldıkları konutları satmaya veya kiralamaya çalışan bir kitlenin söz konusu olduğunu belirterek, “Şu an yürüttüğüm proje, bu hanelere yönelik bir araştırma. Şu anda yaptığım görüşmelerden çıkan cevaplar, konu hakkında sizlere en azından bir fikir verecektir. Beş başlık altında topladığım bu araştırma kapsamında, izlenimlerimi beş başlık altında topladım. Buna göre, birincisi; uygulanan yeni toplu konut projeleri aşırı, yoğun yapılaşma etrafında sıkça olumsuz yorumlar ve şikâyetler var. Nefes almaya engel olacak kadar büyük konut projeleri sorgulanıyor. İkincisi; yoğunluk meselesinin ötesinde yükselen beklentilerin hiç karşılanmaması yönünde şikâyetlerin çok fazla olması. Dar ölçekli, yüzeysel ve kalıcı olmayan peyzaj çalışmaları artık artan çevre beklentilerine doyurucu bir şekilde cevap veremiyor. Üçüncüsü; ulaşım alanında ihtiyaçların karşılanmaması giderek daha da görünür hale geldi. Tamamen özel araca bağımlı olan yeni yerleşim yerleri çok açık bir şekilde artık istenmiyor. İş ile ev arasındaki mesafe sorun teşkil eden bir konuma geldi. Dördüncü olarak; belli bir sadelik beklentisi var. İç mimarlık olsun dış mimarlık olsun daha hafif, daha esnek bir yaşam ortamı ihtiyacı belirgin olmaya başladı. Beşincisi ise tüketime endeksli yaşam tarzını açık bir şekilde reddeden bir kitle var. Sıkça rastlanan AVM, rezidans gibi yapılar bazen olumsuz tepkilere neden oluyor. Özet olarak yatırım amaçlı konut kavramının bir nebze de olsa artık geriye atılması gerekiyor. Geliştiricinin ana kaygısı ‘yaşam’ olmalı. İstanbul, Türkiye ve dünyamız için Yap-Kaç konut üreticiliği bitmeli.”

Proptech, gayrimenkulü teknolojiyle buluşturuyor

KPMG Türkiye Şirket Ortağı İsmail Önder Ünal,”Yeni teknolojiler ile birlikte nasıl bir trend ve beklentiler gelecek?” sorusu üzerine, “36 ülkede 130’dan fazla sektör temsilcisiyle yaptığımız bir araştırmada öne çıkan bir kavram var: Proptech. Gayrimenkul sektörü, teknolojiyle yan yana getirilip analiz edildiğinde nispeten daha hantal bir sektör olarak görülüyor. Çünkü arz edilen ürün kullanım ömrü olarak bakıldığında 50 yıl ve üzeri süreleri kapsıyor. Dolayısıyla 50 yıl önce inşa etiğiniz yapının teknolojisini değiştiremiyorsunuz. Proptech de tüm teknolojik değişimleri yakalayıp gayrimenkul sektörüne adapte etmeyi hedefleyen bir yaklaşım. İlk 1980’lerde ortaya çıkıyor 1.0. Londra’da gayrimenkul araştırması hazırlanırken ortaya çıkıyor. Proptech 2.0 ise şu an içerisinde bulunduğumuz dünyayı ifade ediyor” dedi.

İsmail Önder Ünal, şunları söyledi: “Örneğin internetteki gayrimenkul sitelerindeki ilanlar söylenebilir. Bunun bir sonraki adımı Proptech 3.0‘da da aracıların ortadan çıkarıldığı, doğrudan kişilerin alım-satım yapabildiği dolayısıyla tüm işlemleri ciddi şekilde hızlandıran bir döneme doğru gidiyoruz. Blockchain teknolojisiyle aslında aracıların ortadan çıkarıldığı, doğrudan kişilerin işlem ve alım-satım yapabildiği, tapu kayıtlarının dahi doğrudan bu sistem üzerinden yapıldığı bir yapı.”

21. yüzyıl şehirleri veriyi en iyi şekilde kullanacak

21. yüzyılda dünyayı verinin şekillendirdiğini belirten Microsoft Türkiye Yazılım Geliştirme Teknolojileri Genel Müdür Yardımcısı Cavit Yantaç, “Peki, verinin şekillendirmesi ne demek? Veriye ulaşabildiğiniz her yerde, veri üzerine karar verebildiğiniz her iş yapış şeklinde bambaşka şeyler yapabilmeniz demek. 21. yüzyıl şehirleri de, veriyi en iyi şekilde kullanabilecek şehirler olacak” dedi.

Konuyla ilgili Türkiye’den fütürist örnekler veren Cavit Yantaç, “ODTÜ’de kurulanbir projede, katı atık yönetim sistemi için bir yenilik planlanıyor; çöp konteynerlerine birer sensör yerleştiriliyor ve eğer konteyner yeterli dolulukta değilse çöp arabası orada durmuyor. Dolayısıyla şehrin dışında duran bir konteyner yüzde 2 seviyesinde doluysa İl Özel İdaresi oraya kamyon göndermiyor. Bu akıllı şehir üretiminin 21. yüzyıl akıllı şehirlerine verilebilecek en iyi örneklerden birisi bence. Türkiye’den çıkan akıllı verinin çok iyi kullanıldığı bir örnek. İkinci örnek bir startup. Binalara yerleştirilenin sensörlerle binanın neresinde ne kadar enerji tüketildiğini tespit ediyor ve buna göre binayı optimize ediyor. Veriyi binayı ucuz şekilde ısıtabilmek için kullanıyorsunuz. Binanın katı veya sıvı atığını doğru bir şekilde toplayabilmek için. Türkiye’den beğendiğim üçüncü örnek de bir kamu inisiyatifi: Başakşehir Living Lab.Şu anda İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Mevlüt Uysal’ın Başakşehir Belediye Başkanı’yken yaptığı bir proje. Şehirde yer alan gençlerin o şehrin problemlerini çözmek üzere kodlama, robot geliştirme öğrendiği, dolayısıyla biz nasıl olur da katı atık yönetimini optimize ederiz diye düşünebildiği yöntemlerin geliştirildiği bir merkez burası. 21. yüzyılın şehrinde en önemli şeylerden bir tanesi şehirlinin o şehrin problemlerini çözmek için aktif rol alabildiği örnekler. Pesimist olmaya gerek yok, pesimist olmak için çok neden var ama iyimser olmak için de nedenler var. Bunun Türkiye’de örneklerini görüyoruz.”

Bütün sektör içinde marka değeri en düşük sektör

Akademetre Araştırma Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Halil İbrahim Zeytin ise X veya Y kuşağı da olsa yeni hedeflerde doğrudan bir korelasyon var aslında. Talep açısından baktığımızda potansiyel alıcıların yüzde 69’u bir ‘site’ içerisinde yaşamlarını sürdürmek istiyor. Yüzde 65’i de ikinci bir evi almak istediklerini söylüyor. Sektördeki genel bir satın almaya ilişkin genel bir duruma bakalım: 6 bin dolar geliri olan ailelerde ne kadara ne alabilirime bakılıyor. Konut sektöründe kaç liraya ne kadar metrekare alabilirim konusu önemli. Dolayısıyla toplumdaki oranı yüzde 35 olan bir sınıf için konutun varlığı önemli. Yani temel hedef konut satın alabilmek. Geliri 6-8 bin dolar olanlar ise çeşit istiyor; aradığı evin nitelikleri değişiyor. 10 bin doların üzerinde geliri olanların ise aradığı konutlarda farklı özellikler aranıyor. İnsanlar konuttan daha önce sosyal statüleri satın alıyor. İki yıl önce baz konut 100’ken markalı konut projesi 104-105 civarında değer ediyordu tüketici için. Bugün bu oran yüzde 25’e çıktı. Baz bir konut 100’ken markalı konut projesi 125 şu anda. Bu, belki bütün sektörler içerisinde marka değeri en düşük sektör olduğumuzu gösteriyor” diye konuştu.

Okuyucular, yazdıkları yorumlardan, her türlü hukuki zeminde yorum sahibi sıfatıyla sorumludur.

Bir cevap yazın